Duygusal Açlık

Duygusal Açlık

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını sebebiyle zamanımızın tümünü evimizde geçirdiğimiz şu günlerde pek çok kişi kendini yemek yemeye verdi. Whatsapp grupları yemek tarifleriyle doldu. Marketlere akın edip gıda stoklamaya başladık. Herkes evinde kendi ekmeğini yapmaya başladı. Normal düzeninde yediğinden daha fazla gıda tükettiği halde gözünün bir türlü doymadığından yakınanlar oldu. Tüm bu yaşananlar psikolojik bir anlam içeriyor: Duygusal açlık.

İnsanın aç değilken olumsuz duygularla baş etme stratejisi olarak yemek yemesi “Duygusal yeme davranışı” olarak adlandırılıyor. İnsanlar olumsuz duygularla başa çıkabilmek için kendini buzdolabının önünde buluyor.

Duygusal yeme davranışının temelleri çocuklukta atılıyor. Beyin biz farkında olmadan öğreniyor, bilinçaltına depoluyor. Duygularımızın farkında olmamız ve nasıl kontrol edeceğimizi öğrenmemiz gereken dönemlerde duygularımızı yemekle bastırmayı öğrenmişsek istemediğimiz duyguları yaşarken de yine aynı yöntemi kullanırız.

Örneğin küçükken her ağladığında çikolata verilen Ayşe, “Mutsuzluğa karşı tatlı!” diye öğrenmiştir ve yetişkin olduğunda da çözümü tatlıda arayacaktır. Ağlayan çocuğa gofret vermek gibi anlar duyguları kontrol etmek için yiyecekle koşullandığımız anlardır. Tabağındakini bitir, benim hatırım için ye, hiç bir şey yememişsin gibi sözler aç olunmasa da yemek yemeyi normalleştiren anlardır. Tabağındakini bitirmezsen arkandan ağlar, yemeğini yemezsen seninle konuşmam gibi söylenen sözler çocuğa suçluluk ve utanma duygularını yaşatır.

Duygusal açlık : Yemek yemenin duygularımızla ilişkisine yakından bakalım:

Güvensizlik: Karantina günlerinde yemek yemekteki amaç açlığı gidermek değil, güven duygusunu gidermek olabilir. Beslenerek haz alma bebeklik döneminden gelen bir durumdur. Zor zamanlarımızda geriye dönüp bize güven veren annemizin bakımını isteriz. Buna regresyon denir.  İçinde bulunduğumuz belirsizlik sürecinde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey güvenlik ihtiyacıdır. Bu ihtiyacı gidermek için geriye dönüp ilk haz kaynağımız olan yemek yemeye yöneliriz.

Tok olsakta yeme isteği uyanır bazı zamanlar.
Tok olsakta yeme isteği uyanır bazı zamanlar.

Kızgınlık/öfke: Özellikle bastırılan kızgınlık duygusu huzursuz edicidir ve bu duygu açlıkla karıştırılabilir. Kişi acıktığını sanıp yemek isteyebilir.

Bitkinlik: Bazıları yorgun hissettiği için enerji depolamak bazıları da yorgunluğun sebep olduğu gerginliği azaltmak için yemek isteyebilir.

Suçluluk: Kişi yememesi gerektiği halde yerse pişmanlık duyar ve bu duyguyu suçluluk duygusu takip eder. Yemeğini yemezsen arkandan ağlar denilen çocuklar yaşadığı suçluluk duygusunu yemek yemeyle koşullamaya başlar.

Mutsuzluk: Yemek yemenin sakinleştirici ve mutlu edici bir gücü var. Bunu endorfinler, dopamin sayesinde yapıyor vücudumuz. Kişi kendini keyifsiz ve mutsuz hissettiğinde yemek yemeye yönelebilir.

Kontrol duygusu: İçinde bulunduğumuz salgın sürecinden örnek vermek gerekirse olan bitenleri kontrol edemiyoruz. Tek kontrol edebildiğimiz şey yiyecek depolamak, yemek yemek. Marketlerde paket paket makarna alanları görünce kitle psikolojisi etkisi ile gidip bizde makarna alıyoruz.

Duygusal açlık : Yemeğe yönlendiren duygusal süreç

Psikolojik süreçlerde etkili olan endorfin ve dopamin adlı kimyasallar, kişinin gün içerisinde daha mutlu ya da daha mutsuz; daha kaygılı ya da daha rahat; daha huzurlu ya da daha tedirgin olması gibi duyguları yönetiyor. Örneğin dopamin yoksunluğunda kendinizi boşlukta, moralsiz, bitkin hissedebilirsiniz. Endorfin açlığı çekiyorsanız eğer, endişe ve gerginlik yaşayabilir; işiniz veya özel hayatınız kontrolden çıkıyormuş gibi kaygı duyabilirsiniz.

Duygusal açlık : Yemek yemek neden iyi hissettirir?

Beyin kendine haz veren şeyi yapmaya devam etmeyi,  acı veren şeyi ise kesmek üzerine kurguludur. Şekerli, yağlı, karbonhidratlı şeyler tükettiğimizde beyin bunu olumlu olarak algılar ve endorfin ile dopamin salgılamaya başlar. Bunların yanı sıra otonom sinir sistemimize bağlı iki kol vardır. Sempatik sinir sistemi, parasempatik sinir sistemi. Bu iki sistem bizim kontrolümüzün dışında dengeyi korumak üzere çalışırlar.

Parasempatik sinir sistemi savaş ya da kaç tepkisi verirken sempatik sinir sistemi dinlen ve sindir tepkisi verir. Bir şeyler yediğimizde sindirim başlar, kalp atışları yavaşlar, vücudumuz gevşemeye ve dinlenmeye geçer. Buradan anlaşılacağı üzere vücudumuz gevşemek istediğinde kendini yemek yemeye yönlendirir. Vücudumuz gevşemek ve mutlu olmak için yemek yemeyi aracı olarak kullanır.

Anlam veremediğin şekilde arayış hissayıtı doğabilir. Yemek yemek gibi.

Duygusal açlık ile gerçek açlık arasındaki farklar

  • Duygusal açlık birden bire oluşur. Gerçek açlık ise basamak basamak oluşur, kişi kendini aniden aç hissetmez.
  • Kişi gerçekten açken, her tür yemek seçeneğine ve alternatifine açıktır. Duygusal açlıkta ise spesifik bir besine karşı istek duyulur. Dondurma, çikolata gibi…
  • Gerçek açlık bir süre ertelenebilir. Oysa duygusal açlık ertelenemez boyuttadır. Kişi söz konusu besini vakit kaybetmeden tüketme ihtiyacı hisseder.
  • Gerçek açlıkta kişi, doyduğunu hisseder. Duygusal açlıkta ise kişi doyduğunu hissetmez.

“Her gıda, belli bir ruh halinin aynasıdır.

Mesela fıstık ezmesine uzanan bir el, aslında eğlence arayışı içindedir. Tuzlu atıştırmalıklara yönelmenin stresi, öfkeyi ve endişeyi bastırma arzusuyla ilgisi vardır.”     Doreen Virtue

Kaynakça:  Duygusal Açlık (2020) 1. Baskı. Doreen Virtue. Destek yayınları

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli
Makale gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 478